![]()
![]()
|
"şimdi gemileri yakın" 5 // Suphi Giz |
ithaf endülüs tarihi, insanlığa kendini tanıma, başkalarıyla barış, uzlaşma ve yardımlaşma içinde kardeşçe yaşama tarzını öneriyor. kendine has coğrafi, siyasi, askeri, sosyal, kültürel ve medenî özellikleriyle bir hoşgörü, bilim ve kültür medeniyeti.. bu nedenle o, islâm tarihi içinde bugün üzerinde çalışılacak en önemli konuların başında gelmektedir. (lütfi şeyban) giriş abbasiler döneminin "adil ve özgürlükçü" siyaseti nedeniyle gelişen fikri ve tasavvufi akımlar, islam coğrafyasının diğer yerlerinde olduğu gibi, afrika'nın iç kesimlerinde de etkisini göstermiş, bir çok mahalli lider veya kabile reisi islâmı afrika insanının mistik yapısı ve gizemli kavramlara olan ilgisinin bir gerekçe olarak murabıtun hareketinin etkili olduğu miladi 11. ve 12. yüzyıllarda islâm dünyasının genel siyasi durumunun çok da iç açıcı olmadığı görülmektedir. bağdat merkez olmak üzere asya'da sembolik gücünü korumaya çalışan abbasi halifeliğinin karşısında, ciddi bir güç olarak duran batıni hareketinin, bütün kuzey afrika, suriye, batı arabistan ve sicilya'yı içine alacak şekilde fatimi devletini ve batıni devletlerin takip ettikleri politikaların genel ekseni, tarih boyunca hep sünni devletleri içeriden zayıflatmaya yönelik olmuştur. bu durum islâm dünyasında, bir tehlike ve tehdit olarak halen devam etmektedir. murabıtun hareketi de, kuruluşundan yıkılışına kadar batıni fikir akımları ile mücadele etmek durumunda kalmıştır. Batıniliğin islâm dünyasına yaşattıkları sancılı süreç, ayrıca bir inceleme konusu olarak ele alınabilir. muvahidun hareketinin lideri olan abdullah b. yasin, büyük sahra ile fas sınırı arasında yaşayan cuzuli kabilesine mensub bir alimdir. ispanya'da kurtuba şehrinde başladığı tahsiline, sus'ta devam etmiş ve burada darülmurabıtın adıyla kurulmuş olan ilk ribat eğitimini tamamlamıştır. abdullah b. yasin, berberilerden cüdale kabilesi reisi yahya b. ibrahim'in davetine uyarak, büyük sahra'nın güneyinde yaşayan ve kelime-i şahadetten başka islâmla bir iliskişi olmayan kabilelere islâm dinini öğretmeye başladı. abdullah b. yasin'in irşad faaliyetlerinin ilk dönemlerde, bahsi geçen kabileler arasında umduğu başarıyı sağlayamadığı görülür. bu nedenle o, kendisine sıkı bağlı kimselerle, murabıtlar hareketi sadece bir züht hareketi olarak toplumun değisik kesimleri içinde yayılmakla kalmamış, giderek bir devlet disipliline dönüşmüştür. özellikle senhaceleri'in bir kolu olan cudale kabilesi reisi, islâmi bilgilere vakıf, kültürlü ve cesur bir insan yahya b. ibrahim'in desteği ile, murabıtun hareketi çevrede bulunan diğer kabilelerin de intisabı ile hızla yayılmaya başlamıştır. abdullah b. yasin'in başlattığı bu sufi hareketin, kabileler arasında yayılıp devletleşmesinde, doktrininin ikna ediciliği yanında, şüphesiz hareketin askeri bir disipline dönüşmüş olması da yer alır. farklı bölgelerde yaşayan kabileler arasında kurulan ribatlarda yetişen fedailerin, hareketin prensipleri doğrultusunda belirlenmiş kuralları uygulamaları ve ticaret yollarının güvenliğini sağlamaları ile, bölgede huzur ve adaletin tesisi sonucu kurulan bu devlete, tarihte murabıtun devleti denilmiştir. abdullah b. yasin, dini ve askeri yönden iyi yetiştirilmiş bir ordu teşekkül ettirmiş ve başlarınada dava arkadası yahya b. ibrahim'i, daha sonra da yahya b. ömer'i getirmiş ve fetih faaliyetlerine başlamıştır. abdullah b. yasin'in manevi liderliğinde kurulan ve giderek genişleyen murabıtlar devleti’nde, yahya b. ömer'in şehit düşmesi üzerine, 1056 yılında "emirü'l-müslimin" ünvanı ile ebubekir b. ömer başa getirildi. bazı kaynaklar, murabıtlar devletinin kuruluşunu bu tarihle başlatırlar. bunun sebebi, esas fetihlerin bundan sonra yaşanması olmalıdır. ebubekir b. ömer'in emirliği döneminde büyük fetih hareketine giriştiğini görüyoruz. ilk hedef olarak fatimilerin bir kolu olan şii sus prensliği ortadan kaldırılmış, iyi yetiştirilmiş bir komutan olan yusuf b. tafsin'in de yardımı ile ele geçirilen bu prenslikte şii akidesine son verilip maliki mezhebinin esaslarına dayanan yeni bir idare kurulmuştur. murabıtlar bundan sonra meşmudalar idaresindeki, mağrip topraklarına girmişler ve buranın bir kısmını ele geçirmişlerdir. daha sonra da, afrika'nın batı kısmına egemen olan fana krallığına son vererek, sufi hareketin yayılma alanını da genişletmişlerdir. 1059'da temasna bölgesinin hakimi olan putperest ber*****alarla yapılan savaşta abdullah b. yasin şehit düşmüştür. murabıtlar dönemi (1090- 1147) murabıtlar, esas ihtisamlı dönemini yusuf b. tafsin döneminde yaşamışlardır. onun zamanında, zahidlerden oluşan islâm ordusu, endülüs müslümanlarının daveti üzerine kuzey afrika’dan ispanya’ya geçip toledo’yu ele geçiren alfonso’yu 1086 yılında zellaka savaşında ağır bir yenilgiye uğratınca hıristiyan ilerlemesi bir süre durmuşdu. yusuf b. tafsin, endülüslülere birlik tavsiye edip geri döndü. ancak endülüsdeki müslüman gruplar ve devletçikler arasında çekişmelerin ve kaos ortamının devamı üzerine ikinci defa ispanya’ya geldi ve emîrlikleri tek tek merkezi idâre altında birleştirip burayı murabıtlar’a bağlı bir vilayet haline getirdi. diğer müslüman emirlerin de itaat etmesi ile ispanya'da murabıtlar devri başladı, böylece bölgede islâmın hakimiyeti bir kaç asır daha uzadı. onların bu faaliyetleri, islâm dünyasında büyük yankı uyandırdı, hatta abbasi ve selçuklu hükümdarları üzerinde büyük tesirleri olan nizamiye medreselerinin baş rektörü imam gazali hazretleri, emir tafsin'i ziyaret için yola çıkmış, ancak mısır'a geldiğinde vefat haberini duyup geriye dönmüştür. islâm dinine sıkıca bağlı ve batı kaynaklarında "almovarides" şeklinde geçen murabıtlar, ehl-i sünnet mezheplerinden malikiliği benimsemişler ve cihat düzenine dayanan devletlerinin sınırlarını, mısır'dan atlas okyanusuna, nijer havzasından ispanya'da ebro nehrine kadar genişletmişlerdir. baskentleri ise merakeş şehri idi. 60 yıl süren murabıtlar dönemi daha önceden kendilerine destek veren ulemanın desteğini çekmesi ve iç çekişmeler dolayısı ile 1147’de son buldu ve bundan istifade eden hristiyan krallar oluşturdukları bir haçlı ordusu ile meria, katalonya ve bazı önemli şehirleri ele geçirdiler. murabıtlar devletinde, yusuf b. tafşin'den (1106) sonra şu hükümdarlar idâreye geldi: ali b. yusuf (1143) ve taşfîn b. ali (1146/1149). velhasıl, aslen kuzey afrika kökenli bir hanedan olan murabıtlar, endülüs emevilerinin parçalanmasını izleyen karışıklık döneminde, düzenli bir askeri güce sahip olmalarının da verdiği avantajla kısa sürede iber yarımadasının müslüman bölgelerinin neredeyse tamamını ele geçirdiler. 1090 ve 1147 yılları arasında bugünkü ispanya'nın büyük bölümü ve kuzey afrika'daki bazı toprakları denetimleri altında tutarak güçlü bir devlet düzeni teşkil ettiler. ilk başlarda güçlerini korusalar da sonraları hristiyan iber halklarının saldırıları ve kuzey afrikalı diğer toplulukların çıkarttığı ayaklanmalar yüzünden güçleri gün geçtikçe tükenen murabıtlar, kendileri gibi kuzey afrika kökenli bir halk olan muvahhidlerin saldırıları sonucu onların egemenliği altına girerek siyasi egemenliklerini kaybettiler. sonuç endülüs'e kuzey afrika'dan gelerek hıristiyanları bozguna uğratan, ardından endülüs'teki emirlikleri tek tek merkezi idare altında birleştiren ve ülkeyi afrika merkezli devlete bir eyalet olarak bağlayan murabıtlar'ın endülüs'teki hakimiyetleri son bulunca, endülüs'te siyasî birlik tekrar bozuldu ve hıristiyanlar yine reconquista'yı gerçekleştirmek için uygun hale gelen ortamda harekete geçtiler. murabıtların ispanya hakimiyeti 1147 yılına kadar, yarım asırdan fazla sürmüştür. onların hakimiyeti döneminde yetiştirilen islâm bilginleri ve sufilerin gayretleri ile islâm dini, moritanya, senegal, gana, yeni gine, nijerya, mali ve gambiya gibi yerlere yayılma imkanı bulmuştur. balear adalarında 79 yıl (1126-1205) hüküm süren beni ganiye melikleri de murabıtlara bağlı olarak yaşamışlardır. akdeniz'in batısında yer alan bu adalar ülkesinde bundan sonra, eğemenliği ele geçirmiş olan şii muvahhidler'in dönemi de dahil edilecek olursa, müslümanların buradaki hakimiyet süreleri, aragon istilasına kadar, 518 yıl sürdü. islâm dünyasının mağrip kanadını oluşturan ve berberi kabileler arasında islâmın yayılmasını sağlayan murabıtlar devleti, gazzali ekolüne bağlı olarak bir asır kadar bölgeye hükmetmiş, ancak yukarıda ifade edilen sebeplerle ve en çok da batıni muvahhitlerin saldırıları ile 1147'de kesin olarak yıkılmıştır murâbıtlar'ın yıkılışıyla endülüs'te siyasî birlik tekrar bozuldu, ikinci mülûkü't-tavâif dönemi diye adlandırılan devreye girildi ve hıristiyanlar yine reconquista'yı gerçekleştirmek için uygun hale gelen ortamda harekete geçtiler. 1- murabıtun hareketi, sunni/sufi bir harekettir. islâmın çoşkulu bir biçimde yaşandığı ve bu nedenle de kısa sürede yayılarak kıta dışına tastığı anlaşılmaktadır. 2- cihat faaliyetini esas alan bir hareket olması, islâm dininin hristiyan veya putperest olan berberi kabileler arasında yayılmasını kolaylaştırmıştır.bu durum tasavvufun, afrika'nın islâmlasmasında en üst seviyede katkı sağladığını bize göstermektedir. 3- islâm dünyasında çok ciddi bir sorun olan batıniliğin, bu devletin de iç ve diş politikasının en önemli belirleyicisi olmuştur.bu yüzden murabıtun hareketinin ilgi alanlarından biri de, batinilikle mücadele olmuştur. afrika kıtasında şia'nın yayılmasını engelleyen, tarihsel açıdan çok önemli bir görev üstlenmiştir. 4- şii erdebil tarikati hariç tutulacak olursa, islâm dünyasında devlet kuran ve kendi esaslarn devletin kurumlarının şekillenmesine yansıtan murabıtun hareketi, bu yönü ile senusiliğe benzemektedir. 5- islâm dünyasının başka yerlerinde, daha çok toplum içinde "irşad" misyonunu üstlenerek örgütlenmiş olan tasavvufi hareketlerden çok farklı olarak, imam-i gazali'nin sistemine uygun geliştirilen tasavvuf eğitiminin askeri nitelik taşıması, onun giderek devlet düzenine dönüsmeşini de sağlamıştır. 6-murabıtun hareketi, daha çok afrika'da görülen "ihyaci ve ıslahatçı" sufiliğin bidayetini teşkil eder. 19. yüzyılda etkin bir sufi hareket olarak karşımıza çiıkan senusiliğin; hatta 20. yüzyılda mısır ve suriye'de, etkili siyasi muhalefet örgütlenmesi olarak bilinen ihvan-i müslimin hareketinin arka planında,murabıtlarla başlayan bu ihyacı tarihi gelenek vardır.
|