Kurtuba

Kurtuba

.:::: haftalık edebiyat kültür ve sanat seçkisi // her cuma ::::.

editörden 4

31/8/2007
Kategori: kurtuba 4

 

 

 editörden 4

 

 

 Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun dostlar. Derginiz Kurtuba bir gün gecikmeli de olsa, dördüncü sayısıyla siz değerli okuyucularıyla buluşuyor. İçerisinde bulunduğumuz hafta, tarihe not düşülecek bir hafta idi. Bu bağlamda, herkesin ajandasına bu haftayı not etmesi gerektiği kanaatindeyiz.

 Kurtuba Dergisi bu sayısında da gene yüklü bir içerikle karşınızda olacak. Yazar kadromuzu aynen muhafaza ediyoruz. Bu sayıda yer alacak yazarlarımız: Kübra Çomaklı, Suphi Giz, Murat Soyak, Hatice Algın, Tuba Erdem, Yunus Emre Tozal, Cemal Kaya ve Hares Yalçi.

 Hepinizi saygıyla selamlıyor ve Kurtuba'yı kalbinize emanet ediyoruz.

 Saygılarımla.

 

                            Selman Maltaş

 

 

                                           İletişim ve ürün göndermek için;

                                                   kurtubadergi@gmail.com

                Gönderilen ürünler yayımlansın, yayımlanmasın iade edilmez

Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

"şimdi gemileri yakın" 3

31/8/2007
Kategori: kurtuba 4

 

 "şimdi gemileri yakın" 3

 

 

 

“şimdi gemileri yakın” 3

 

ithaf

“endülüs, fetihten itibaren islâm kültür ve medeniyetinin filizlenip boy saldığı ve geliştiği en başta gelen merkezlerden birisi oldu. gerek yahudi gerek hıristiyan ve gerekse avrupa'nın muhtelif bölgelerinden gelen kimseler için bir eğitim merkezi rolünü oynadı. bu bölgede yaşayan yahudiler ve hıristiyanlar, kısa zamanda arapça öğrenerek müslümanlar gibi yaşamaya ve düşünmeye başladılar. bir süre sonra bunlar araplaşmış anlamına mozarap (müsta'rip) adıyla anılacak büyük bir kitle haline geldiler.” (bekir karlığa)

 

endülüs emevi devleti

emevîler[1]'in abbâsîler[2] tarafından sona erdirilmesiyle halîfe hişam'ın torunlarından abdurrahman b. muâviye afrika'ya kaçtı ve 755 yılında da endülüs'e geçti. o sırada endülüs'te vâli seçimi meselesi sebebiyle küskün bulunan yemenliler, berberîler ve mevâlî'nin desteğiyle kısa sürede mevcut yönetime karşı başarılı oldu. endülüs valisi olan yûsuf el-fihri ile olan savaşta galip geldi. başşehir kurtuba'ya girerek bağımsız emîrliğini ilân etti (756). bu haberi duyan emevi taraftarları akın akın bu ülkeye gelmeye ve onun devlet kurmasında yardımcı olmaya başladılar.

 

emirlik dönemi  (756- 929)

(birinci)  abdurrahman kendini endülüs emiri ilan ettikten sonra iç karışılıkları halletme yoluna gitti ve orduyu yeniden düzene soktu. 788 yılında öldüğünde iç düzen sağlandı ve şam - emevi geleneğine sahip bir devlet ortaya çıkmış oldu. abdurrahman’ın hükümdarlığı otuz üç yıldan fazla sürdü. bu devrede abdurrahman kurduğu yeni devleti sağlamlaştırmak için bölgesindeki müslümanları etrafında topladı. kuvvetli bir ordu kurdu. büyük bir ticaret filosu kurularak istanbul’a kadar ticari münasebetler tesis edildi. bu arada camiler, yollar, şehir etrafındaki surlar yaptırıldı. tarım ve sanayi gelişti. vefâtından iki yıl evvel kurtuba ulucâmii'nin inşâsını başlattı. kendisinden sonrakilerce bu câmi tamamlandı ve zaman içinde yeni ilâveler yapıldı.

 

(birinci) abdurrahman’ın 787 senesinde vefatından sonra, yerine oğlu hişam geçti. hişam önce iki kardeşi abdullah ve süleyman’ın ortaya çıkardığı karışıklığı bastırdı. daha sonra döneminde kuzeye doğru bazı akınlar gerçekleştirdi. orduları ile narbone ve celikiye üzerlerine seferler yaptı.ondan sonra tahta çıkan hükümdarlar da yerel emirlerin ve hıristiyanların ayaklanmalarıyla uğraştı. arap ayaklanmaları daha çok kuzeydoğudaki ebro vadisi ile doğuda batliyos (bugün badajoz) ve güneyde gırnata'da (bugün granada) ortaya çıkıyordu. vizigotların eski başkenti ve önemli bir dinsel merkez olan tuleytule'de (bugün toledo) ise hıristiyanlar ayaklanıyordu. bu karışıklıklara karşın endülüs emevi hükümdarları nedense ispanya'nın tümünü denetim altında tutmayı başarıyorlardı.

 

ilme, alimlere ve tebliğe verilen önem sonucu yerli halktan islâm’ı kabul edenlerin sayısında büyük artışlar görüldü ve bunlara (yeniden doğmuşlar anlamında) müvelledün dendi. bu dönemde maliki mezhebi endülüs’ün resmi mezhebi haline geldi. ayrıca tarım ve ticaretin gelişmesi için köklü tedbirlere başvurdu. fakat 39 yaşında öldü.

 

(birinci) hişam’ın oğlu (birinci) hakem dönemi endülüs’te islâm hakimiyetinin zayıflama döneminin başlangıcı olarak kabul edilir.) hakem zamanında iç karışıklıklar baş gösterince hakem bu karışıklıkları bastırmak için çaba gösterdi.  döneminde kurtuba ve toledo’da ayaklanmalar çıktı ve 810 yılında endülüs’ün en önemli şehirlerinden barcelona kaybedildi

 

852 senesinde vefat edince yerine oğlu muhammed geçti. babasından daha sert tedbirlere başvuran muhammed, kara ve denizden olmak üzere celikiye üzerine geniş bir sefer hazırladı. oğlu münzir kumandasındaki kara birlikleri batalyos’u aldılar.

 

(birinci) hakem’den sonra tahta geçen (ikinci) abdurrahman dönemi endülüs’ün en parlak dönemi olarak anılır (822-852) ve eyyamül arus (düğün günleri) olarak isimlendirilir. arapça’nın kullanımı ve islâm’a giren yerli halkın yani müvelledün’ün sayısı artınca, kurtuba, sevilla ve toledo’da hıristiyanlar dahi arapça’yı yaygın olarak kullanır hale geldiler.

 

(ikinci) abdurrahman’ın oğlu muhammed’in (852-886) döneminin ilk yıllarında önceki dönemin başarıları devam ettirilmiş olsa da daha ileriki yıllarda önemli şehirlerde ayaklanmalar baş gösterdi ve devlet otoritesi zayıfladı. öyle ki devlet hakimiyeti sadece başşehir kurtuba ile sınırlı kalmış ve otorite boşluğundan yirmiye yakın küçük devletçik kuruldu. bu çalkantılı dönemde kuzeydeki hıristiyan saldırıları artmış ve beytülmal zayıflamıştı.

 

912 - 961 yılları arasında hüküm süren (üçüncü) abdurrahman döneminde ise endülüs birliği yeniden sağlanmış ve ayaklanmalar bastırılmıştır. abbasilerin dinsel önderliğini tanımayan (üçüncü) abdurrahman, kuzey afrika’da yayılan şii fatimi[3] hareketini bastırabilmek ve endülüs’teki birliği sağlayabilmek için kendini halife ilan etmiştir.

 

halifelik dönemi  (929- 1031)

(üçüncü) abdurrahman birliği sağladıktan sonra kuzeydeki ispanyol krallıklarına ve kuzey afrika’da etkinliklerini artırmaya çalışan fatimilere karşı önemli başarılar elde etti. fas içlerine kadar nüfuzunu yaydı. endülüs’te eğitim yaygınlaştı. kurtuba önemli eserler ile donatıldı.

 

886 senesinde ölünce yerini oğlu münzir aldı. ilme meraklı ve alimleri koruyan bu hükümdarın saltanatı kısa sürdü. onun adil idaresi sayesinde halk oldukça sakin bir devir geçirdi. ölünce yerine kardeşi abdullah melik oldu. abdullah zamanında iç karışıklıklar yeniden baş gösterdi. neticede abdullah bütün hasımlarını boyun eğmek zorunda bıraktı. yarı bağımsız hale gelen saragosa, uclès, huesca, oscanoba, ecija, elvira ve ciyan eyaletlerini, tekrar kurtuba emirliğine bağladı.

 

abdullah 912’de öldüğü zaman, babasının vasiyeti üzerine yerine torunu üçüncü abdurrahman bin muhammed’i yirmi üç yaşında iken emir yaptılar. üçüncü abdurrahman ve bundan sonraki devrelerde, tarihinde bir daha erişemeyeceği siyasi, iktisadi ve fikri üstünlüğün doruğuna ulaşan endülüs, siyasi güç ve medeniyet bakımından en parlak devrini yaşadı. üçüncü abdurrahman elli yıl süren saltanatının ilk seneleri iç huzuru sağlamakla geçti. 917’de işbiyeli ve camona abdurahman’ı tanımak zorunda kaldı. 920 senesinde asturia kralı ordonoa ve hıristiyan ordusunu semure denilen yerde hezimete uğrattı. bundan sonra muez, osma, sam esteban, clunie ve calahorro’yu ele geçirerek pirenelere dayandı. 951’de leon kralının ölümü üzerine çıkan taht kavgası da abdurrahman’ın bu ülkeler üzerinde otorite kurmasına yardım etti. saneho ve navarra kraliçesi totey, yardım talebinde bulunmak üzere kurtuba’ya kadar geldi. bu siyasi temas endülüs tarihinde ilk defa vukû bulan bir hareket olup, büyük bir başarıydı. leon kralı on kadar kaleyi abdurrahman’a bırakıyor, karşılığında ise, onun askeri ve siyasi desteğini sağlıyordu.

 

(üçüncü) abdurrahman’dan sonra yerine geçen (ikinci) hakem dönemi de (961-976) bir önceki dönemin kazanımlarının korunduğu dönem olmuş ve zamanında endülüs islâm dünyasının imar, ilim ve sanat sahasında en aktif coğrafyası haline gelmiştir.

 

abdurrahman donanmasını kuvvetlendirdi. 931 senesinde sebte’yi fethederek, mağrib’e el attı. fas’a yayılmış olan şii çetelerini bu ülkeden çıkartarak nakur ve mağraveler’i kendine bağladı.

abdurrahman 73 yaşında ölünce, yerine 961 senesinde oğlu (ikinci) hakem geçti. bu hükümdar babasının kurduğu düzeni titizlikle sürdürdü. fıkıh ve tarih konularında bilginler arasında yer alan (ikinci) hakem, ülkenin imar edilmesi, ilim ve fikir hayatının gelişmesi için büyük çaba sarf etmiş, sanat ve mimari eserlerin yaptırılmasında büyük gayretler göstermişti. kurtuba camii ve kurtuba şehrinden beş kilometre uzaklıkta yaptırılan yazlık şehrin güzelliği, bahçeleri dillere destan oldu. bu şehre “çiçek şehri” manasına “medinetüz-zehra” ismi verildi.   

 

(ikinci) hakem’den sonra hişam dönemi endülüs emevi devleti’nin yıkılış sürecenini hızlandığı dönem oldu. bu dönemde devlet mekanizmasını nüfuzu altına alan hacib bin ebu amir ve iki oğlu abdülmalik ve abdurrahman devlete hakim olmuş ve amiriler dönemini başlatmışlardır. ebu amir kuzeydeki hristiyan krallıklara başarılı seferler düzenlemiş olmakla beraber küçük oğlu abdurrahman’ın yöneticiliği döneminde (üçüncü) abdurrahmanın tesis etmiş olduğu birlik bozulmaya başlamış, ülkedeki sosyolojik unsurlardan hristiyan asıllı azadlı köleler sakalibe ile emevi hadenanı taraftarları ayaklanmış ve berberi askerleri de başşehir kurtuba halkını rahatsız etmeye başlamışlardı.

 

bunun sonucunda çıkan karışıklıklarda yönetim merkezi olan medinetüzzehra yağmalanmış ve tahrib edilmiştir. devlete ve özellikle kurtuba’ya tam bir kaos hakim oldu. sonraki halifeler siyasal bir varlık gösteremedi, endülüs emevi devleti 1010’dan başlayarak parçalandı.

 

ayaklanmaları daha çok kuzeydoğudaki ebro vadisi ile doğuda batliyos (bugün badajoz) ve güneyde gırnata'da (bugün granada) ortaya çıkıyordu. vizigotların eski başkenti ve önemli bir dinsel merkez olan tuleytule'de (bugün toledo) ise hıristiyanlar ayaklanıyordu. bu karışıklıklara karşın endülüs emevi hükümdarları neredeyse ispanya'nın tümünü denetim altında tutmayı başarıyorlardı.

 

(ikinci) hişam’ın ölümünden sonra tahta vasiyeti üzerine on iki yaşındaki oğlu (ikinci) hişam çıktı. hişam yaşı küçük olduğundan idareyi mansur bin ebi âmir adlı naibi üzerine aldı. mansur ve ondan sonra oğlu abdülmelik ve abdurrahman devlet üzerinde tam bir diktatörlük kurdular. abdurrahman’ın galicia’da seferde olmasından faydalanan muhalifler, ikinci hişam’ı tahttan indirerek, muhammed bin hişam bin (üçüncü) abdurrahman el-mehdi’yi sultan ilan ettiler. bunun üzerine kurtuba’ya dönen abdurrahman’ı yakalayarak idam ettiler. bu olaylarla barış devri kapanarak, memleket anarşiye sürüklendi. neticede kurtubalılar mehdi’yi yakalayıp öldürerek 1010’da (ikinci) hişam’ı yeniden sultan ilan ettiler. hişam isyan eden berberilerle iyi geçinmek için gayret gösterdiyse de müsbet bir netice alınamadı ve 1013’de tekrar tahttan indirildi. süleyman bin hakem tahta geçirildi. bu da sükûneti sağlayamayınca, sebte valisi ali bin hammûd’u çağırdılar. 1017’de tahta çıkan ali bin hammûd çok geçmeden öldürüldü. bunun üzerine yeniden kargaşalık baş gösterdi. 1018’de kasım bin hammûd tahta çıktı. merkezdeki bu kargaşalık üzerine valiler kendi bölgelerinde bağımsızlıklarını ilan ettiler. bunun üzerine endülüs islâm tarihinde “tavaif-i mülûk” (beylikler devri) ortaya çıktı ve iç çekişmeler devleti yıprattı. endülüs emevilerini bir bayrak altında toplamak için son gayreti gösteren (beşinci) abdurrahman’ın oğlu ümeyye 1031’de tekrar kurtuba’ya girerken yakalandı ve öldürüldü. parçalanan bu devlet az sonra cevheriler tarafından tabi beylik haline getirildi. hıristiyan devletler bu beylikleri kısa zamanda yıkmakta güçlük çekmediler. bunlardan yalnız “beni ahmer” devleti 1492 yılına kadar yaşayabildi.

 

kurtuba'da hâkim olan idarî karmaşa karşısında halk, hilâfeti lağvederek endülüs emevîleri hânedânını sürgün ettiler ve yeni yönetimi eşrâftan oluşan şûrâ heyeti üstlendi. böylece endülüs emevi devleti ömrünü tamamlamış oldu.

üçüncü hişam’la sona eren bu devlet, 275 sene yaşadı. üçüncü abdurrahman’a kadar “kurtuba emirliği”diye adlandırılan devlete bu hükümdar zamanında “endülüs emevi hilafeti” namı verildi. hükümdar, “emir-ül mü’minin” ünvanını aldı.

 

sonuç

endülüs emevi sanatı, arap sanatının yanı sıra roma ve vizigot sanatının etkisi altında gelişti. mozaikte de bizans sanatından etkilendi. endülüs emevi döneminde önemli yapılar inşa edildi. kurtuba camisi ile gene kurtuba'da (üçüncü) abdurrahman'ın yaptırdığı medinetü'z-zehra sarayı bunların başında gelir. yapımına 784'te (birinci) abdurrahman tarafından başlanılan kurtuba camisi 200 yıl boyunca yeni eklemelerle büyüdü, 987'de hacib mansur'un eklemeleriyle son biçimini aldı. kurtuba camisi, 178 metre x 125 metre boyutundaki dikdörtgen planıyla islâm dünyasındaki en büyük camilerden biriydi.

 

medinetü'z-zehra sarayı, surlarla çevrili bir tepede yer alıyordu. sarayın kalıntıları yıllarca süren kazılar sonunda ortaya çıkarıldı. askeri mimarlık alanında tarife, gormaz, vacar kaleleri gibi görkemli yapılar ortaya koyan endülüs emevi sanatı, iç ve dış süslemelerdeki zenginliğiyle de dikkat çeker.

 

doğu’daki devlet düzenini örnek alarak endülüs'ü  bağımsız bir devlet haline getiren endülüs emevileri, bir taraftan siyasi varlıklarını devam ettirebilmek için müstakil bir ordu kurarken, diğer yandan kahire, mekke, medine, bağdat ve şam gibi o günün gözde ilim merkezlerine çok sayıda öğrenci göndererek bu merkezlerdeki ilmi gelişmelerin endülüs'e aktarımını sağladılar.

 

endülüs emevileri canlı bir ekonomi ve kültürel yaşam yaratmışlardı. başkent kurtuba önemli bir ticaret merkezi olmanın yanı sıra bağdat ve kahire'den sonra islâm dünyasının üçüncü bilim merkezi olmuştu. diğer önemli merkezler ise işbiliye (bugün sevilla), gırnata ve tuleytule idi.

 

bu dönemde avrupa'daki kiliselerde bulunan papazlar dışında okuma yazma bilen kimse zor bulunurken endülüs'te halkın tamamına yakını okur yazardı. ekonomik ve bayındırlık faaliyetlerinin artmasının yanısıra başkent kurtuba bir diplomasi merkezi haline gelmişti. sağlanan hoşgörü ortamı sayesinde cami, kilise ve havra yan yana kavgasız yaşama imkanı buldu.      

 

endülüs, hıristiyanlık alemini uyandırıp bugünkü müsbet ilerlemenin temelinin atılmasına sebeb oldu. dünya üzerindeki ilk üniverside fas’ın fez şehrinde bulunan kayrevan üniversitesi idi. bu üniversite 859 (h.244) yılında kurulmuştu. ilme ve alimlere çok değer verilirdi. bunun için endülüs’te ilim ve fen çok ilerledi. saraylar ve devlet daireleri birer ilim kaynağı oldu. her memleketten ilim öğrenmek için kurtuba’ya akın akın toplandılar. kurtuba’da büyük ve mükemmel bir tıp fakültesi kuruldu.

 

birçok ilimlerin bilhassa tıp ve astronominin temelleri atıldı. endülüs emevileri devrinde yetişen alimlerden bazıları şunlardır: muhyiddin-i ibni arabi, kadı ebû bekr ibni arabi, nûreddin batrûci, meşhur müfessir ebi abdullah bin muhammed kurtûbi.

 

avrupa kralları ve devlet adamları, tedavi için kurtuba’ya gelir, gördükleri medeniyete, güzel ahlaka, misafirperverliğe hayran kalırlardı. kurtuba’da altı yüz bin kitap bulunan bir kütüphane yapıldı. ayrıca emsali pek az bulunan ince sanatlı saraylar, camiler, bahçeler meydana getirildi. sonuç olarak endülüs, bu dönemde avrupa'nın en güçlü devleti oldu.



[1] emeviler, 661-750 yılları arasında müslüman arap devletine egemen olan hanedan...

[2] abbasiler, 750-1258 yılları arasında müslüman arap devletine egemen olan hanedan...

[3] fatımiler, 910-1171 yılları arasında fas, cezayir, tunus, mısır, suriye’ye hakim olmuş şii mezhebinin ismailiye kolunun kurduğu siyasal yapı...

Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

bisiklet izleri

31/8/2007
Kategori: kurtuba 4

 

 

 bisiklet izleri  //  Murat Soyak

 

 

daha dün müydü eli yüzü toprak

resimdeki o mahzun, esmer çocuk

oyun bitti ama içinde ukde kalmış

neylersin, serde yoksulluk derdi

 

zahire pazarında bir hurdacı

pas yemiş her yanı ve kırk yama

olsun, uzaktan bisiklet işte

hem binince dünyalar senin

 

cici ferhat, o zamanlar çırak

haftalıklar birikince mavi bisiklet

bir hava bir hava sorma gitsin

futbol sahasını kesip biçiyor

 

arkadaşım, gel etme eyleme

gözümüz kaldı yeter bu zulüm

birazcık da biz binelim bisiklete

olmaz der, çiğner geçer çimenleri

 

Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

yıkık kent

31/8/2007
Kategori: kurtuba 4

 

 

 yıkık kent  //  Tuba Erdem

 

 

 Yıkık kentin postasından gönderiyorum. Buraya postacılar uğramaz oldu. Geç alsan da artık “zaman”ın ne anlamı var ki...

 Günler geçtikçe küçüklüğümü görüp, varlığından korkuyorum. İnsanlar geçtikçe yokluğundan… Kendimi dinlemekten başka bir sohbetim kalmadı. Sen de eskiden anlardın beni. Şimdi ben bile anlamıyorum kendimi. Çoğu zaman “sus artık!” diye kızıyorum kendime.

 Gözlerime bakmaya korkar olmuş sevdiklerim. “Biraz dinle, ne olur bir sor” diye bekler oldum… Canım, bulup da eremediğim şefkat de artık kirli diyorlar. Hayat oralarda bu kadar kirlendi mi?

 Bilirsin ben ağlayamam. Arada bir canım çeker de iki damlanın kuraklığında kaybolurum. İki damla iki günümü alır, iki damla iki gözümü açtırmaz. Ben anlamadım, sen söyle, neyedir bu damlaların yangını?

 Biliyor musun, artık “kimse”nin varlığı beni dillendirmiyor. Yazmaya alıştığımdan mıdır, susmaya alıştığımdan mı, yoksa susturulduğumdan mı bilmiyorum, kimseyle konuşamaz oldum. “Nasılsın” demek bile külfet misali omzumda… Sahi hangi “nasılsın” ne kadar içtendir? Bu yüzden mi dostlarım bakmaz oldular yüzüme… ?

 Buralara kar yağar oldu. Çocuk sevinçlerim… Kardan adamlar yok artık. Karlar bir gün yağıp ertesi gün şehrin kirliliğine eriyorlar. Beni eritmeyen nedir, inan bilmiyorum.

 Sen şimdi oralarda, aslında sen olmayan sana, seslenişlerimden bihaber ne yapmaktasın, merak etmiyorum. Bu meraksızlık tuhaf bir ihanet kokusu yayıyor etrafa. Özür dilerim. Nasıl oldu anlamadım. Neden oldu bilmiyorum. Ama meraksız kaldım. Kelimelerimi yitirdiğim gün, sen de gitmişsin meğer. Döndüm desen de göremiyorum seni.

 Git… Ya da kal… Farksızlığın acısında ikimiz de yanmaktayız nasılsa…

 

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

iç dökümü

31/8/2007
Kategori: kurtuba 4

 

 

 iç dökümü  //  Cemal Kaya

 

 

Kalemle güzelleştim

                         /bir kadavra kadar/

Kelam tahammülünü aştı

Ayaklarım suya ermeden

Koştum Beyrut’un gölgesine..

Bir iç geçimlik suskuda

Konuştum en uzun..

Yanmadan önce bir karanfil olup tutundum toprağına

Asabi buhranlarla işgalci bakışlar arasında kaldım

Kime nasıl anlatsam

Yağmalandıkça büyüyen bir hükümdar kelamıyla

Rüzgârın kokusuna yazdım cümlelerimi

Kalbine akan sınırsız iç dökümü; kasıt ben, maksut sen!

Sevgili,

Değirmi hüzünler son hummayı da dökünce

Koklat kalbini bir gül yerine

Bir söz söyle cennetten düştüğü gibi kalan!

Özgür bir kurşunla yeniden doğ dünyaya

Sevgili,

Kaostan bir yemini asmak için güneşe

Dünyanın acı haritasını pay etmeli kalbimize…

 

Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

yitik özlem

31/8/2007
Kategori: kurtuba 4

 

 

 yitik özlem  //  Yunus Emre Tozal

 

/anneme…/

(Bir)

 

Şefkat huzmesi kollarında

Merhamet pınarları gözlerinde açtım gözlerimi anne

Râyiha kokan saçlarından

Şehla gözlerindeki şebnemlerden süzüldüm…

 

(İki)

 

Küçüktüm,

Hatırlıyorum kucağındayken yüreğinin titrediğini anne

Gecenin ukdelerinden saklayıp

Yüreğimi yüreğine değdirdiğini hatırlıyorum…

Unutamıyorum,

Uyandığımda gamzelerime buseni kondurduğunda

Sevgiyi damıtıp aşkı şahlandırdığına şahit güneşi…

 

Ben ağlarken sende ağlıyordun anne

Gülünce gözbebeklerin parlıyordu

Nâmütenâhî vefanla okşayıp saçımı

Mehveş yüzünü ayırmıyordun anne…

 

Solgun bir yaprak misali

Dalından, annesinden koparılmış…

Tufana hazırlanırken ki çırpınışımla

Kara taşlar basıyorum bağrıma yokluğunda anne…

Elem meclisinde dokuyorum hüznümü

Sümbüllerin, mor menekşelerin eşliğinde…

 

Ak sütünle beslenen gözyaşlarım

Serçenin şehbâlinde taşınan vefaya hasret

Sevgin ve kumruların aşk nağmeleriyle

Eriyor gün geçtikçe cemrelerde kanadım

Öksüz ama mütebessim…

 

(Üç)

 

Yazgımızda büyümek de varmış

Büyüyüp ayrı kalmak da varmış anne

Büyüdükçe uzaklaştırdılar bizi

Gam dağlarında özlem arttı, hasret arttı anne…

 

Şimdi otel odalarında

Aramızda gamlı dağlar ve hüzünlü şarkılar

Buz gibi şefkatinden mahrum yüreğimle

Üşüyorum süveydama kadar geceleri anne…

 

Üşütme beni,

Rüveyda ellerinden eksik etme ellerimi

Üzerimi gözlerinle ört anne…

Üzerimi bağrınla ört…

 

Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

mektubat'ı harabat 4

31/8/2007
Kategori: kurtuba 4

 

 

mektubat'ı harabat -4 //  Hares Yalçi

 

 

Ah tiran!

Hangi tanrıydı göster

Seni üstüme yuvarlayan

 

Hayat renginde bir ecel diktirdim, giyince hiç belli etmiyor. Tıkır tıkır ölüyorum. Beni acaba anla.

 

 Porsumuş ay saklanmayı unutmuş gibi kaybolmuyor. Birazdan, dövüşe dövüşe de olsa, çekilecek meydanından. Çünkü hiçbir kılın boynu karanlıktan ince olamaz, eğer karşısındaki aydınlıksa. Işığım! Ay kadar asil değilim. Çekmene gerek yok kılıcını. Sen zaten ta kendisisin. 

 Gidince, ayakta duramayacak yorgunlukta solgun bir sarı ile kuşandı başaklarım.  Mendilde birikemeyecek beyazlar hatırına son sefer bakıverseydin, yüzünde gelin mealinde gülücükler örüverseydim. Başını sokacak yeri olmayan bir türkünün kırıntıları sanki hatlarımın vakumuna düştü de, dönüp dolaştırıyor tiz perdelerde. Akşam yürüyüşlerinde mırıldanan tüm sözlerin toplamıyla kalıba çöktürdüğüm, zıvanadan çıkmak için kapı-pencere arayan yangın tohumlarımı; uzun boylu olmayan şaşırtmacalarda gölge oyunlarıyla numaradan seven zan çiçeği! Yakıyorsun yüreğimi. Ilıtsana azıcık acılarımı.

…ve dev vahalarımı üç serap yutuverdi; sevdiğim, beklediğim, yitirdiğim. Kumlara astım suretini. Gelip geçen kervanlar dolu olacak sürekli. Bütün çöl durağın, bütün seraplar uğrağın olsun. Unutma ki, birkaç yıl diri kalırsın da milyonlarca yıl ölü… 

 Kırık dallar eğilir ve bunu yağmurun renkli kemerine hafif bir vals diye tanımlar söze batık şair. Nerden bilecek gevrek infiallerden toprağın sakalına ayaklanan kocaman ayaklar altında ezildiğini. Yüzün hangi mevsime çalardı iki dokunuş ekleyince, unuttum. Un ufak olsaydın yeryüzüne dağ diye dağıtılırdı parçaların. Eteklerine kapanırdım. Desene, kaç yıldızım dişinin kovuğunu ancak doldururdu? Bir taş düşürdüm ağzına, ki sesi gövde bulamadı daha. Üvey bakışların, alnımdaki ‘v’ kıvrımının çukurlarında çamur birikintisi bulanıklığında. Her bastığında beynime buhranlar sıçrıyor. ‘Hep gelecek’ kadar uzundun, gelemeyecek kadar kısaldın. Sarardın, devrildim. Nefessiz kaldın, can verdim.  

 Sakinleşmeli miyim! Ateşsem soğuyup yeryüzü mü olacağım yani?! Yeşerecek misin, onu söyle.

 Sağını görmeden sol vurgunuydu yediğim. Silik vargısın ki, kaçak tütünün acemi elde sarılışı gibi kapanamazsın. Her gece salmasan saçlarını üstüme, ince belli balıkların kılçıklarıyla düelloya tutuşmazdım. Birdenbire hiçbir şey oluyor. Ve hiçbir yerde seni bulmanın külü. Tahtım boş kalacak ardımdan anlaşılan. Dudaklarına yapıştığım cehennem bir anısın dinimden kovduğum. Şeytanların sitayişlerine tek ruh noksan kaldı da; ayıklayıp tenimi, ruhumu istiyor olmalısın. Esirlerinin bilekleriyle yol alan gemi tadındasın. Kırbaçla sevgilim. Yaşadıkça, bukle bukle serçe ısmarlayan kırıma uğrak yamacımdaki çiçeklerde kaybolmaktasın.

 

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

mafsal düşlerimin marazlı kadını

31/8/2007
Kategori: kurtuba 4

 

 

 mafsal düşlerimin marazlı kadını  //  Kübra Çomaklı

 

irticalen bir tükeniş benimkisi
karşımdaki aynanın
saydamlığına erişmeden
uluorta ve kimsesiz
oylum oylum, alev alev
bir yok_oluş türküsüyüm


(1)


ey mafsal düşlerimin
marazlı kadını
kalplerin siyah peltelerine batan saçlarını
topla alev almasın
topla bakışlarını
ihanetin değdiği yerden
topla ki
ucube bir kaldırıma dokunduğunda
göz karası ağlamasın


(2)


sol yanın acısıyla
hüzne kabzedilmiş bir rengin
en kuzguni yanıyım
akrebim ölsede kalsada
içimdeki zehri kocaltırım
çünkü ben,
ölüme mahcup değilim
intiharlara gizlenirken

 

Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

kitap oku(r)yorum

31/8/2007
Kategori: kurtuba 4

 

 

kitap oku(r)yorum  //  Hatice Algın

 

 

DUBLÖRÜN DİLEMMASI /  MURAT MENTEŞ

 

İletişim yayınları

 

 Heyecanlandırıcı, şaşırtıcı, munis bir hitaba, okurun tasavvuruna devamlı hücum eden bir üsluba sahip olan Murat Menteş’in “Dublörün Dilemması” adlı kitabının, Hakan Albayrak’ın ifadesiyle “ Böyle bir kitabın yazıldığına inanamıyor” olacaksınız.

 Nuh Tufan, İbrahim Kurban, Habip Hobo, Ferruh Ferman adlı bölümlerin / kahramanların yer aldığı eserde kesintisiz bir enerjiyle depreşiyorsunuz. Rengârenk bir uçuş yolculuğu geçiriyorsunuz sanki. Okurun gözlerini yoruyor bu kitap; uykusuz bırakarak… Merakınızı dürten, sabrettiren, kimi zaman müthiş bir protesto yağdıran bir kitap... 

 Bazı sivri ve dolambaçlı ifadeler her ne kadar ilk etapta zihninizde anlık bir karmaşa doğursa da romanı giyinmiş bulunmanın rahatlığıyla kendinizi teslim ediyorsunuz sürükleyici dile. Yani satıhta kalmıyor romanın tadı. Hatta bazen muhayyilenizde havai fişekler doğuran öyle cümlelerle karşılaşıyorsunuz ki belli bir noktadan sonra romanın senfonisi oluveriyor gülüşleriniz…

  Sanki aynalarla dolu bir gökyüzü çizen ressamı, bir ara sokakta mızıka sesi duymuş gibi kulak kesildiğiniz ânın fotoğrafını izlemeye başlarsınız bazen. Bazen de haklı öfkelerin kustuğu ateşleri seyre dalarsınız…

 İşte bunlardan sadece birkaçı:

“İnsanların çoğu, itirafın yerine iddiayı, acziyetin yerine öfkeyi, çaresizliğin yerine avuntuyu koyarak öldürüyorlar vakitlerini.” Syf.20

“Gerçek acı, insanı yapay sevinçten daha çok canlandırır.” Syf .36

“İtiraf etmeliyim ki, aziz okur, benim ömrüm, her birini gebertmek istediğim insanlarla aramdaki buzdağlarını eritmeye çalışmakla geçiyor. Mesela zenginlerden nefret ediyorum, ne yapayım, elimde değil. O restoran sürüngenleri, fiyaka kumkumaları, yapmacık kasvetin mıymıntı bekçileri, ticari bir şiveyle konuşan zehirli papağanlar, hileli bir neşe içinde geviş getiren bunak vampirler, modanın ipiyle kuyuya inen kibirli cambazlar, tatile gebe fırlamalar, alaturka bir sadizmle zıvanadan çıkanlar, alafranga bir mazoşizmle yılışıklaşanlar…

Hepsine teker teker Kolombiya kravatı takmak istiyorum!( Kolombiya kravatı: Meksika mafyasının uyguladığı bir cezalandırma biçimi: Kurbanın gırtlağına bir delik açılır ve bu delikten sarkıtılır.)” Syf.48

“Hayatta başarılı olmanın iki yolu olduğu söyleniyor:

 

     1) Şanslı olmak.

2)   Hile yapmak.      

 

 Bense dayanıklı olmayı tercih ederim. Çünkü dayanıklılık kadar kışkırtıcı hiçbir şey yoktur.” Syf . 49

“İnanlar için her çağda bir Nuh’un gemisi vardır…” Syf. 142

“Ne yazık ki aşk hayalin çocuğu, hayal kırıklığının annesidir.” Syf.145

 Sıhhatli ve iyi okumalar...

 

Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Subscribe to edebiyatakademi
Powered by groups.yahoo.com