Kurtuba

Kurtuba

.:::: haftalık edebiyat kültür ve sanat seçkisi // her cuma ::::.

editörden 3

23/8/2007
Kategori: kurtuba 3

 

 

 editörden 3

 

Sevgili Kurtuba okuyucuları,

İki sayıyı geride bıraktık. Üçüncü sayımızla tekrar huzurunuzdayız. Dergimiz, üçüncü haftaya özgüvenini tazelemiş bir şekilde giriş yapıyor. Her gün yeniden doğan bir medeniyeti temsil ediyoruz. Bu ağırlığın altına girmekle mükellefiz. 

Dergimizin bu sayısında, iki haftadır devam etmekte olan ve on bölümden oluşacağını ilan ettiğimiz Endülüs Dosyası’na bir haftalık ara veriyoruz. Gelecek sayıda üçüncü bölümüyle Endülüs Dosyamız kaldığı yerden devam edecek.

 

Bu sayıda Şair Murat Soyak’ın, “Ev Çökerken” isimli şiirini okuyacaksınız. Bununla birlikte Kübra Çomaklı, “Mızrağın Ucundaki Siyah Kelebek” ve Hatice Algın, “Lav” şiirleriyle sizlerle olacak.

Üçüncü sayımızda deneme ziyafeti veriyoruz. Sayfalarımızda Cemal Kaya’nın, “Korkuyorum” isimli denemesiyle birlikte, Tuba Erdem’in, “Son İntihar” denemesi yer alıyor. Ayrıca Selman Maltaş’ın, “Bir Tutam Feveran” denemesi de bu sayının ürünlerinden olacak. Yunus Emre Tozal’ın, “İdamını bekleyen Kuşlar” isimli şiir çalışmasını dikkatlerinize sunuyoruz.

Çok kısa bir süre sonra dergimiz Kurtuba’da, yapacağımız röportajları da okumaya başlayacağınızın müjdesini şimdiden vermiş olalım.

Yeni sayılarda buluşmak ümidiyle.

Saygılarımla.

 

Selman Maltaş

 

 

 

Ürün göndermek için;

kurtubadergi@gmail.com

Gönderdiğiniz ürünler yayımlansın, yayımlanmasın iade edilmez.

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

ev çökerken

23/8/2007
Kategori: kurtuba 3

 

 

 ev çökerken  //  Murat Soyak

 

 

yılların yorgunluğudur

taş, taş üstünde kaygılı

yağmur sonrası hüzün

kapanıyor bir devir                                         

 

sırdaşım dut ağacı

sarnıç vardı şurada

arada kalmış, çırpınır

kederli eski toprak

 

gidelim diyorsun

kalk gidelim

alın terin şavkır

bir de ölüm

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

son intihar

23/8/2007
Kategori: kurtuba 3

 

 

 son intihar  //  Tuba Erdem

 

Zaman bir nehir… Sular geçer ömrümden, canlılar peşi sıra… Durmakta mıyım, bilmiyorum. Akan neleri katar bana, neler katılır benden ona, bilmiyorum.

Acziyetimin resmine renkler eklenir. Her renk bir öncekini soldurur. Her şekil bir ömrün hülasası… Hangi anlam yeter üst üste boyanmış gözlerimi anlatmaya? Ve sözlerimin, kuytu yalanlarda iğdiş edilmiş anlamları kime ne anlatır?

Bir ağacın kabuklarına sarılı bedenim. Kat be kat yokum işte. Kat be kat gölgelerdeyim. Serçelerden başka kime ne desem zifirimde bana çarpar. Yapraklarım gözyaşımdan çok düşer benim. Her hazan çıplak yaralarıma keskin rüzgârlar vururken, ben, düşlere salınırım.

Bazı geceler mırıldandığımı duyanlar oluyor. Korkuyorlar benden, korkuyorum. Uçurumların sessizliği uğulduyor sustuğumda. Meraklar içinde garip kaldığımda, ağlamak istiyorum. Gözlerimde kurak acılar birikiyor. Ben yine yaprak yaprak dökülüyorum.

Turnaların kanadında tüyüm. Semada bıraktığım vuslatlar yorgun… Toprak karışmış ruhuma. Ağırım bir kanadın en kırılgan eklemine. Düşmesem, takılı kalsam, bir bulutun en gri damlasına… Sema olsa mezarım, toprağım içimde kalsa… Dinlenir mi serininde yüreğim?

Kayıp bir aşkın ardında, kalan bedenim kaç hâle ayna… Ne suya kandım, ne toprağa, ne de gri mavi semaya… Anladım ki yoksun diye, anladım yoksunum diye. Vedasını beklerken zamanın, ölümler bana ne kadar da tanıdık… Son bir şansım kaldı, senden yana… Son bir ümit…

bir gün gözyaşı olacağım

sen ölürken atlayacağım gözlerinden

bu son olacak

hayat,

son intihar

 

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

korkuyorum

23/8/2007
Kategori: kurtuba 3

 

 

 korkuyorum  //  Cemal Kaya

 

Korkuların kol gezdiği caddelerde, sokak lambaların ışığıyla yazılmış cümleler…

 

İnsanlar taş gibi bana yabancı

Ağaçlar bensiz hüküm giyecek bulvarlarda

Bir tambur bir yalnızlığı anlatıyorsa

O ışıksız pencereden

Ben onu duymuyor gibiyim

Bir ağaç ölüyorsa kapınızın önünde

Ben onu bile duymuyor gibiyim 

Bir elmanın yarısı olmak yada yasak meyvenin ısırılmış yanı olmak arasında bocalıyorum. Salınımlar yaparken hayata, çizgilerim kağıdıma aksediyor. İlk cümleleri kağıdıma dökmek; boş bir sayfada aksini görmek, yağmura aldırmadan yürümek, damdan düşer gibi aşık olmak veya sonbaharın kendini ifade edememe karamsarlığında amansız bir yutkuntu yaşamak gibi…

Kaldırım soğukluğunun bedene işlediği dakikalarda korkularım kapımı çalıyor, ürperiyorum. Yalnızlık orduları hayat kalemi kuşatmış olsa da korkularımla yüzleşmekten korkmuyor veya da korkuyor olmamın ifşa olmasından korkmuyorum. Korkularımı yenmiş gibi gözüküp korkusuzca çalım satsam, korkularımdan sonra kendimle yüzleşebilir miyim? Kuşanmış korkulara beyaz bayrak çeksem, kendimi onurlu kılabilir miyim? Ya da hepsini bir kenara bırakıp gözlerim kapalı geceye şiirler okusam, gözlerimi tekrar açtığım da gün doğmuş olur mu?

Bir fiile yaltaklanamadan, yarım kalmış cümleleri teskin etme adına bir şeyler söylemeye kalksam da, sesim titrekleşiyor, nefesim kesiliyor ve heyecandan kıpkırmızı oluyorum. Belki utanıyor belki de korkuyorum. Yarınlara dair korku ilişik umutlarım, küflü kitaplarım ve keskin yanlarımla, Anadolu topraklarının üzerimde bıraktığı ürkek imajı silemeden geziyorum aranızda…

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

idamını bekleyen kuşlar

23/8/2007
Kategori: kurtuba 3

 

 

 idamını bekleyen kuşlar  //  Yunus Emre Tozal

 

 

Apansızın gelen ölümdür hayat

Ölümü hissettiğin kadar hayattasındır

Bir soluklanma anı kadar uzun

Güneşin batışı kadar kısadır

Kuş uçmaz sılaya uçunca ebabil hayalin

Arkadaşı olursun maviye özleminin…

 

Saçlarını ay ışığıyla ören mahkûmun

Gurbetinde pıhtılaştığı rüyada ararsın kendini

Nedendir hep

Mühletsiz mahzenlerin intizar geceleri

Hayatı saklar ya hep hayattan

Sürgününde içine çekersin ya yağmuru

Sırılsıklam toprak olursun sonra

Dağlardan topladığın ömürsüz karlar eriyerek

Gözyaşlarının serzenişine katılır

Mültecisi olursun gözlerinin…

 

Var git mezarını açmaya artık

Hayatı bırak hayattan

Güller, koklaşmayalı ağlayacaksa da arkandan

Kuşlara selam ver son defa

Tüm müştekîlerden kaçarak

Teslimiyet limanına demir at ruhundan…

 

Hayret! Ne çok ölümü unutan var

Gassallar nerede heyhat!

 

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

lav

23/8/2007
Kategori: kurtuba 3

 

 

 lav  //  Hatice Algın

 

Sarıl ona

Zıkkım tavanlı şehirlere

Püskürtebilen lavlarını

Gevşek nazarları

Recmedebilen, o kum bakışlıyı

Arşa bindir

 

Yontulmuş hüznü

Saldırgan kaleleri

Bir dilsiz öfke gibi

Örtebilen

Ve kezzapsı bir ahı

Kükretebilen minarelerde

İşte onundur

Gecenin kucakladığı kamer

Gürleyen bir kefenin

Öptüğü perdeler

 

Lavlarıyla kilitler ketumluğu

Bıçaklanır bir gün korkular

Ve sar!

O kumdan bakışı…

Kıpırdanır bir gün

Devrilen çağlar!

 

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

mızrağın ucundaki siyah kelebek

23/8/2007
Kategori: kurtuba 3

 

 

 mızrağın ucundaki siyah kelebek  //  Kübra Çomaklı

 

 

süprüntülü, tozlu bir akşam
gaileler çaldım penceremdeki
hüzün sarmaşığından
ey mızrağın ucundaki siyah kelebek
şimdi tek heceli bir yağmurum
tanelendim, çoğalt beni
şaşırt ve kocalt sebil bir çığlığa bürüneyim
kimse bunu duymak istemezdi
ve dahi görmek
gözlerimdeki canhıraş sevgiliyi

hayli zaman oldu biliyorum
gitmeler gecikti
erte bir burkuntuyla
ağzı cehenneme açılan mağara,
karanlığa mahpus soylu bir boşluk gibi
naçar adımlarla
kaçıyorum boz ışıklardan
ceplerimde nasırlı suretlerimin
yangın artığı
parmak uçlarımda hezimete avunç
hayal birikintileri

 

resim: şehit naci el ali

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

mektubat'ı harabat 3

23/8/2007
Kategori: kurtuba 3

 

 

 mektubat'ı harabat 3  //  Hares Yalçi

 

“Koyverdin gittun beni…”

 

Rengini bir türlü içinde taşıyamayan su gibisin sevgilim. Maviyle bilenen, siyahla ahlanan…
 

Terazilerime tartısız geldi, hangi kırıntını soru işareti çengellerine astıysam. Felç yiyen göz bebeklerimin ta içinde bir yerlerde kardelenler olmalı. Yoksa cesedim aşkkurusu böceklerin ılgımına bulunmaz kurban kesilir. Yoksa kanım tılsımlı akşamüstlerinde kutsal kâselerinden dökülür evcil sırtlanlarımın üşüşmelerine. Yoksa damarlarım boynuna dolanır tüm ecellerinin.  Beyazlara bürünerek yalnız salınan bir kar taneciğinin alnında kaderi; “kederli bir yağmurun ölüsüdür.” diye yazar oysa. Ben kaç yağmurun ölüsüyüm desene yâr! Topla tüm inananlarını. Cehennem oluyorum.  

Çamurdan ev yapınca bana, içine girip oturmak isteyecek kadar güzaf mülâhazalarım vardı benim. Haklıydın belki de. İki kaş arasına bütün hayatını geren paranoyak sevda dümenlerinden birindeydim. Pusulam eski terk edişlerden kalma gibi ayrılığa dökümlü. Ceplerimi karıştırıyorum şimdi. Kendimi arıyorum. Bana sapa düşüyor senin oralar. Belki de değildir. Az daha tarif edemez misin!    

Çok zor geliyor yarın yokuşlarına anlatamayışlarımla tırmanmak. Ne doğum günümde gülüşün kadar bir tatlılık, ne de ölüm günümde hıçkırığın kadar bir acı tahmin edemiyorum. İkisi de olamayacak ama hıçkırığından bile beter acılarla hamil hazan kervanları kanatlanacak mevsimlerime. Görüyorsun ya; mızrak mızrak cümlelerinin göğsümde erdiği hazzın ağız dolusu alayına ancak bir yalvarış olarak karşılık verebiliyorum. Günün birinde küçük de olsa indirebileceğim bir teknem olacak semtlerine ve dilimleyeceğim kentlerini. Dağa kaç sen. Nasıl olsa korur seni. Duymuyor musun, Nuh diyorum. Sıra sende…  

 

Buğday teninin hasat mevsimi de olacak elbet.

 

Seni metinleştirerek özetini isteselerdi benden, oturup ellerini yazacak kadar sana başlangıçtım daha. Çünkü hatmi imkânattan kabul sayılmazdı yürek okumalarının. Seni düşünürüm, minik kızımın eteğinin çeşnisi çöker rüzgarlarıma. Belim sancır. Sürgün yeri olunca vatanım, hain olmalıydım. Mahzun salınan bir baş, iki bahar arasına serâpa kefenli. Aşk, kırmızı leke gibi. Ökseli topuklarla yasak koyarken melâllerime bile, boya diyorum. Kırmızıııııııııı…    

Giderim, bir tabutluk yer eksilir sadece hayatından. Bir avuç gökyüzü de alırım yanıma, bir avuç deniz… öyle bir gök ki yüzünü senden alan, öyle bir deniz ki soluğunu aldığı balıklarla toplu intihar çaresizliğinde kalan… İlkini is öpücüğü gibi tavanıma, ikincisini ejderha nefesi gibi yakama asacağım. Yandığımı bilemeyesin diye…

 

Sahipsiz ölüler tarlasını sular oldum. Öldüm, öldüm, öldüm, öldüm…

 

Koca bir yazıda göze çarpmayan küçük cümlecik, dünlerimin yastık altlarında gizlendirilmiş, kaymak için can atan yıldızlarla dert yumağı saran, bazen azalıp bazen artan yanlarımla; nehir sırtlarında boydan boya ay ışığı avındayım. Olta uçlarımda ekşiyen sözlerin… Geceye siyah mürekkep devirmiş gibi yaramaz çocuklar. Şafağın gümüş dudakları tacize yeltenecek fakat hep birazdan. Binlerce kelebek kanadından yelpazelenecek kadar mağrur ruhunun kıyısına ittire ittire de olsa getirip bir ölüm devireceğim. Seni, narkozsuz terk edeceğim…

 

Yine de yenildim diyecek kadar asla vazgeçmeyeceğim…

 

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

bir tutam feveran

23/8/2007
Kategori: kurtuba 3

 

 

 bir tutam feveran  //  Selman Maltaş

 

Bir piramit endamındaki gözlerini buğulandıran tebessüm müdür ki, içli içli yağdırıyorsun kalp yağmurlarını üzerime. Bak, biraz ağır olmanı istiyorum, gör artık; ıslanıyorum! Belki de sen bu ıslanmak fiilinin kendi içindeki açmazlarına bir gazoz kapağı açacağıyla müdahil olacak kadar çocuksu bir hayâl aleminin atlı karıncalarına binmektesin.

Tekerrür eden cümle kalıplarında dondurulmuş beton bir bloğun anlamsızlığıyla bakma gözlerime! Sana çocuksun demiyorum ve demedim hiçbir zaman. Sadece düşünce tepeciklerinden firar eden çığ(lık)ların, yüreğimdeki son kalan solukları tüketmesini istemiyorum. Sence çok şey mi istemiyorum?

Kaçamak cevaplarının o cehennem zebanisi hüvviyetiyle çıkma artık karşıma. Sözümü yankılamıyor ki dağlar! Böyle bir durumda sana karşı sarfedeceğim sesimdeki titreşimler, atmosferin azotu içerisinde eriyip gidecek. Ben seslerimin eritilip, ondan sonra dondurulup, öldükten sonra karşıma diri bir şekilde çıkacağının bilincindeyim, sen de bunu bilmelisin.

Arabalardan yükselen kılakson haykırışları, asfalt üzerindeki çamur tortularına çarpıyor. Çarpan sadece onlar mı dersin? O kadar çok nesne biribirine çarpıyor ki, artık şimşekler günyüzlerini sakınır oldular dünyadan. Çünkü yeryüzünde çakan hüznün ışıkları şimşeklerin bile gözünü alıyor şimdilerde. Şekillerini, şemallerini unutulmamak adına, ismi Picasso olmayan bir ressama çizdireceklerini söylüyor şimşekler. Sadece unutulmamak için… Yoksa anlamlandırılacak o kadar çok gerçeği var ki dünyanın, şimşekler bu kuyrukta beklemek derdinde değiller.

Bak gene üzerime yağıyorsun ve yüreğimdeki çatlaklardan sızıp asabiyetimin notalarını ıslatıyorsun. Kalbimi montumun iç cebine saklamak zorunda bırakma beni! Bilirsin her yağmurda muhakkak, hüzünlerimi iç ceplerime doldururum. Fakat ben, artık bu tiyatronun gönüllü figüranı olmaktan ve her perdede gözlerime fiske yemekten bıktım. Sence bıkmamış gibi mi görünüyorum? Bak gene ıslatıyorsun beni; sen ne laftan sözden anlamaz birşeysin.

Sanki ait olduğun buz kütlesinden kopup, gönlümün kıtaları üzerine salvolar atmaktasın. Neden böyle yapıyorsun bir türlü anlamıyorum! Bak senle bir anlaşma yapalım. Sen gönlümün kıtalara bölünmüş anlamsızlıklarına doğru gelme, ben de sana çarpacak yeni titanikler bulayım! Yeni dünyada, eski dünyaya nazaran kara üzerinde yüzen o kadar çok titanik var ki bilemezsin. Ben söylerim, gelip, kenarından köşesinden onlar çarpar sana. Yeter ki sen gözlerimin içine canhıraş bakışlar atma!

Mesafeleri adım adım saymak sana zevk mi veriyor? Yoksa bu adımları derleyip toparlayıp bir ütopyayla, sürpriz bir biçimde karşıma çıkma planları mı yapmaktasın? Her meta(f)orun algımda derin çukurlar açıyor. Ortapedik düşüncelerimin üzerine yakında bir ilan asmayı düşünüyorum. Bak şöyle olacak; ‘‘Bu algı, renkleri ayırt edemeyecek düzeyde düşük seviyelerdedir. Lütfen yakınından geçerken siyah bir şemsiye açınız.’’ Bahsini açtığım konuların haddini hesabını tutamaz hâle geldim. Tamam, ad(ım)ların senin olsun. İstediğin ismi koyabilirsin harâretle baktığın dünyama.

Hâlâ atlı karıncalarında aynı eksen üzerinde ilerliyorsun. Ne kadar da çok seviyorsun sen bu lunaparkları, anlayabilmiş değilim. Hayatının orta yerine kurulan lunaparklar, sana çarpacak titaniklerin içinde de var. Çarpılmadan önce onları da denemeni tavsiye ederim.

Güneşin tenime sızdığı yerde şiddetli bir deprem bekliyorum. Kaçırma düşlerini düşlerimden, herşeye rağmen göreceksin; beraber yaracağız enkazları...

 

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Subscribe to edebiyatakademi
Powered by groups.yahoo.com