![]()
![]()
|
editörden 3 |
|
Sevgili Kurtuba okuyucuları, İki sayıyı geride bıraktık. Üçüncü sayımızla tekrar huzurunuzdayız. Dergimiz, üçüncü haftaya özgüvenini tazelemiş bir şekilde giriş yapıyor. Her gün yeniden doğan bir medeniyeti temsil ediyoruz. Bu ağırlığın altına girmekle mükellefiz. Dergimizin bu sayısında, iki haftadır devam etmekte olan ve on bölümden oluşacağını ilan ettiğimiz Endülüs Dosyası’na bir haftalık ara veriyoruz. Gelecek sayıda üçüncü bölümüyle Endülüs Dosyamız kaldığı yerden devam edecek.
Bu sayıda Şair Murat Soyak’ın, “Ev Çökerken” isimli şiirini okuyacaksınız. Bununla birlikte Kübra Çomaklı, “Mızrağın Ucundaki Siyah Kelebek” ve Hatice Algın, “Lav” şiirleriyle sizlerle olacak. Üçüncü sayımızda deneme ziyafeti veriyoruz. Sayfalarımızda Cemal Kaya’nın, “Korkuyorum” isimli denemesiyle birlikte, Tuba Erdem’in, “Son İntihar” denemesi yer alıyor. Ayrıca Selman Maltaş’ın, “Bir Tutam Feveran” denemesi de bu sayının ürünlerinden olacak. Yunus Emre Tozal’ın, “İdamını bekleyen Kuşlar” isimli şiir çalışmasını dikkatlerinize sunuyoruz. Çok kısa bir süre sonra dergimiz Kurtuba’da, yapacağımız röportajları da okumaya başlayacağınızın müjdesini şimdiden vermiş olalım. Yeni sayılarda buluşmak ümidiyle. Saygılarımla. Selman Maltaş Ürün göndermek için; Gönderdiğiniz ürünler yayımlansın, yayımlanmasın iade edilmez. |
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
|
ev çökerken // Murat Soyak |
|
yılların yorgunluğudur taş, taş üstünde kaygılı yağmur sonrası hüzün kapanıyor bir devir sırdaşım dut ağacı sarnıç vardı şurada arada kalmış, çırpınır kederli eski toprak gidelim diyorsun kalk gidelim alın terin şavkır bir de ölüm |
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
|
son intihar // Tuba Erdem |
|
Zaman bir nehir… Sular geçer ömrümden, canlılar peşi sıra… Durmakta mıyım, bilmiyorum. Akan neleri katar bana, neler katılır benden ona, bilmiyorum. Acziyetimin resmine renkler eklenir. Her renk bir öncekini soldurur. Her şekil bir ömrün hülasası… Hangi anlam yeter üst üste boyanmış gözlerimi anlatmaya? Ve sözlerimin, kuytu yalanlarda iğdiş edilmiş anlamları kime ne anlatır? Bir ağacın kabuklarına sarılı bedenim. Kat be kat yokum işte. Kat be kat gölgelerdeyim. Serçelerden başka kime ne desem zifirimde bana çarpar. Yapraklarım gözyaşımdan çok düşer benim. Her hazan çıplak yaralarıma keskin rüzgârlar vururken, ben, düşlere salınırım. Bazı geceler mırıldandığımı duyanlar oluyor. Korkuyorlar benden, korkuyorum. Uçurumların sessizliği uğulduyor sustuğumda. Meraklar içinde garip kaldığımda, ağlamak istiyorum. Gözlerimde kurak acılar birikiyor. Ben yine yaprak yaprak dökülüyorum. Turnaların kanadında tüyüm. Semada bıraktığım vuslatlar yorgun… Toprak karışmış ruhuma. Ağırım bir kanadın en kırılgan eklemine. Düşmesem, takılı kalsam, bir bulutun en gri damlasına… Sema olsa mezarım, toprağım içimde kalsa… Dinlenir mi serininde yüreğim? Kayıp bir aşkın ardında, kalan bedenim kaç hâle ayna… Ne suya kandım, ne toprağa, ne de gri mavi semaya… Anladım ki yoksun diye, anladım yoksunum diye. Vedasını beklerken zamanın, ölümler bana ne kadar da tanıdık… Son bir şansım kaldı, senden yana… Son bir ümit… bir gün gözyaşı olacağım sen ölürken atlayacağım gözlerinden bu son olacak hayat, son intihar |
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
|
korkuyorum // Cemal Kaya |
|
Korkuların kol gezdiği caddelerde, sokak lambaların ışığıyla yazılmış cümleler…
İnsanlar taş gibi bana yabancı Ağaçlar bensiz hüküm giyecek bulvarlarda Bir tambur bir yalnızlığı anlatıyorsa O ışıksız pencereden Ben onu duymuyor gibiyim Bir ağaç ölüyorsa kapınızın önünde Ben onu bile duymuyor gibiyim Bir elmanın yarısı olmak yada yasak meyvenin ısırılmış yanı olmak arasında bocalıyorum. Salınımlar yaparken hayata, çizgilerim kağıdıma aksediyor. İlk cümleleri kağıdıma dökmek; boş bir sayfada aksini görmek, yağmura aldırmadan yürümek, damdan düşer gibi aşık olmak veya sonbaharın kendini ifade edememe karamsarlığında amansız bir yutkuntu yaşamak gibi… Kaldırım soğukluğunun bedene işlediği dakikalarda korkularım kapımı çalıyor, ürperiyorum. Yalnızlık orduları hayat kalemi kuşatmış olsa da korkularımla yüzleşmekten korkmuyor veya da korkuyor olmamın ifşa olmasından korkmuyorum. Korkularımı yenmiş gibi gözüküp korkusuzca çalım satsam, korkularımdan sonra kendimle yüzleşebilir miyim? Kuşanmış korkulara beyaz bayrak çeksem, kendimi onurlu kılabilir miyim? Ya da hepsini bir kenara bırakıp gözlerim kapalı geceye şiirler okusam, gözlerimi tekrar açtığım da gün doğmuş olur mu? Bir fiile yaltaklanamadan, yarım kalmış cümleleri teskin etme adına bir şeyler söylemeye kalksam da, sesim titrekleşiyor, nefesim kesiliyor ve heyecandan kıpkırmızı oluyorum. Belki utanıyor belki de korkuyorum. Yarınlara dair korku ilişik umutlarım, küflü kitaplarım ve keskin yanlarımla, Anadolu topraklarının üzerimde bıraktığı ürkek imajı silemeden geziyorum aranızda… |
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
|
idamını bekleyen kuşlar // Yunus Emre Tozal |
|
Apansızın gelen ölümdür hayat Ölümü hissettiğin kadar hayattasındır Bir soluklanma anı kadar uzun Güneşin batışı kadar kısadır Kuş uçmaz sılaya uçunca ebabil hayalin Arkadaşı olursun maviye özleminin… Saçlarını ay ışığıyla ören mahkûmun Gurbetinde pıhtılaştığı rüyada ararsın kendini Nedendir hep Mühletsiz mahzenlerin intizar geceleri Hayatı saklar ya hep hayattan Sürgününde içine çekersin ya yağmuru Sırılsıklam toprak olursun sonra Dağlardan topladığın ömürsüz karlar eriyerek Gözyaşlarının serzenişine katılır Mültecisi olursun gözlerinin… Var git mezarını açmaya artık Hayatı bırak hayattan Güller, koklaşmayalı ağlayacaksa da arkandan Kuşlara selam ver son defa Tüm müştekîlerden kaçarak Teslimiyet limanına demir at ruhundan… Hayret! Ne çok ölümü unutan var Gassallar nerede heyhat!
|
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
|
lav // Hatice Algın |
|
Sarıl ona Zıkkım tavanlı şehirlere Püskürtebilen lavlarını Gevşek nazarları Recmedebilen, o kum bakışlıyı Arşa bindir Yontulmuş hüznü Saldırgan kaleleri Bir dilsiz öfke gibi Örtebilen Ve kezzapsı bir ahı Kükretebilen minarelerde İşte onundur Gecenin kucakladığı kamer Gürleyen bir kefenin Öptüğü perdeler Lavlarıyla kilitler ketumluğu Bıçaklanır bir gün korkular Ve sar! O kumdan bakışı… Kıpırdanır bir gün Devrilen çağlar! |
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
|
mızrağın ucundaki siyah kelebek // Kübra Çomaklı |
|
süprüntülü, tozlu bir akşam
resim: şehit naci el ali |
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
|
mektubat'ı harabat 3 // Hares Yalçi |
|
“Koyverdin gittun beni…”
Rengini bir türlü içinde taşıyamayan su gibisin sevgilim. Maviyle bilenen, siyahla ahlanan…
Terazilerime tartısız geldi, hangi kırıntını soru işareti çengellerine astıysam. Felç yiyen göz bebeklerimin ta içinde bir yerlerde kardelenler olmalı. Yoksa cesedim aşkkurusu böceklerin ılgımına bulunmaz kurban kesilir. Yoksa kanım tılsımlı akşamüstlerinde kutsal kâselerinden dökülür evcil sırtlanlarımın üşüşmelerine. Yoksa damarlarım boynuna dolanır tüm ecellerinin. Beyazlara bürünerek yalnız salınan bir kar taneciğinin alnında kaderi; “kederli bir yağmurun ölüsüdür.” diye yazar oysa. Ben kaç yağmurun ölüsüyüm desene yâr! Topla tüm inananlarını. Cehennem oluyorum. Çamurdan ev yapınca bana, içine girip oturmak isteyecek kadar güzaf mülâhazalarım vardı benim. Haklıydın belki de. İki kaş arasına bütün hayatını geren paranoyak sevda dümenlerinden birindeydim. Pusulam eski terk edişlerden kalma gibi ayrılığa dökümlü. Ceplerimi karıştırıyorum şimdi. Kendimi arıyorum. Bana sapa düşüyor senin oralar. Belki de değildir. Az daha tarif edemez misin!
Çok zor geliyor yarın yokuşlarına anlatamayışlarımla tırmanmak. Ne doğum günümde gülüşün kadar bir tatlılık, ne de ölüm günümde hıçkırığın kadar bir acı tahmin edemiyorum. İkisi de olamayacak ama hıçkırığından bile beter acılarla hamil hazan kervanları kanatlanacak mevsimlerime. Görüyorsun ya; mızrak mızrak cümlelerinin göğsümde erdiği hazzın ağız dolusu alayına ancak bir yalvarış olarak karşılık verebiliyorum. Günün birinde küçük de olsa indirebileceğim bir teknem olacak semtlerine ve dilimleyeceğim kentlerini. Dağa kaç sen. Nasıl olsa korur seni. Duymuyor musun, Nuh diyorum. Sıra sende… Buğday teninin hasat mevsimi de olacak elbet. Seni metinleştirerek özetini isteselerdi benden, oturup ellerini yazacak kadar sana başlangıçtım daha. Çünkü hatmi imkânattan kabul sayılmazdı yürek okumalarının. Seni düşünürüm, minik kızımın eteğinin çeşnisi çöker rüzgarlarıma. Belim sancır. Sürgün yeri olunca vatanım, hain olmalıydım. Mahzun salınan bir baş, iki bahar arasına serâpa kefenli. Aşk, kırmızı leke gibi. Ökseli topuklarla yasak koyarken melâllerime bile, boya diyorum. Kırmızıııııııııı…
Giderim, bir tabutluk yer eksilir sadece hayatından. Bir avuç gökyüzü de alırım yanıma, bir avuç deniz… öyle bir gök ki yüzünü senden alan, öyle bir deniz ki soluğunu aldığı balıklarla toplu intihar çaresizliğinde kalan… İlkini is öpücüğü gibi tavanıma, ikincisini ejderha nefesi gibi yakama asacağım. Yandığımı bilemeyesin diye… Sahipsiz ölüler tarlasını sular oldum. Öldüm, öldüm, öldüm, öldüm… Koca bir yazıda göze çarpmayan küçük cümlecik, dünlerimin yastık altlarında gizlendirilmiş, kaymak için can atan yıldızlarla dert yumağı saran, bazen azalıp bazen artan yanlarımla; nehir sırtlarında boydan boya ay ışığı avındayım. Olta uçlarımda ekşiyen sözlerin… Geceye siyah mürekkep devirmiş gibi yaramaz çocuklar. Şafağın gümüş dudakları tacize yeltenecek fakat hep birazdan. Binlerce kelebek kanadından yelpazelenecek kadar mağrur ruhunun kıyısına ittire ittire de olsa getirip bir ölüm devireceğim. Seni, narkozsuz terk edeceğim… Yine de yenildim diyecek kadar asla vazgeçmeyeceğim…
|
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
|
bir tutam feveran // Selman Maltaş |
|
Güneşin tenime sızdığı yerde şiddetli bir deprem bekliyorum. Kaçırma düşlerini düşlerimden, herşeye rağmen göreceksin; beraber yaracağız enkazları...
|
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı